Verimli olmak, etkinliklerle dolu hayat geçirmek zorunda mıyım? Felsefi olarak boş zaman ne anlama gelir? Performans toplumuna dönüşmek, kendimizi denetlemek bizi birer yorgunluk toplumuna dönüştürdü.
Yazılarında kendimi buluyorum. Az önce Instagram'da bir 2025 recap postu paylaştım ve postu hazırlarken "acaba paylaşmasam mı, paylaşmaya değer ne var ki?" düşüncelerindeydim. Çünkü her ay bolca masamdan fotoğraflar ve sıradan kahve, yürüyüş kareleri vardı. Yine de paylaştım, benim de senem böyle geçti, ne yapalım :)
Aslında yıl içinde kendimizce yaşıyoruz. Neye ihtiyacımiz varsa o.
Ama sonra başkalarının parıltılı hayatlarını görünce “benimki de hayat mı?” Diyor insan. Bir de unuttuğumuz bir şey var sanki, herkesin kendi hayat patikası birbirinden farklı. Ben senin Instagram içeriklerini görünce hissettiğim sakinlik, dinginlik ve huzur. Bu da mesela bir başkası için “dream life” ama highlighted edilen hayatlar bize sanki “sen sadece böyle olmalısın” der gibi… bu noktada bence kendimize ne kadar otantik olduğumuzu sorabiliriz . 🌸
ne kıymetli bir içgörü Betül🌸kesinlikle öyle, herkesin yaşam ritmi, günlük akışı bambaşka. "sadece böyle olmalısın" şeklinde yansıtan hesapları kendimce takipten çıkıyorum ve inanılmaz iyi geliyor. o zaman senin ifadenle, kendi otantik halimizi bulduğumuz ve otantik halimizle uyumlandığımız bir sene olsun hepimize 🫶🏻
Günümüzü temsil etme yeteneğine sahip kavramlardan birisi "Verim". Weber'in "Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlâkı" kitabını hatırlattı bana. Protestanlık itikadı, kapitalizmin hızla yerleşmesi ve yaygınlaşmasında stratejik bir gübreleme yapıyor. "Verim", "performans", "fayda", "hız" konusu da bu türden kavramlar gibi görünüyor. Birşeyin hayatımızı ele geçirmek için ürettiği ve öne sürdüğü uç beyleri gibi.
Weber bağlantısı metni okurken benim de zihnimin bir köşesinde dolaşıyordu ama sizin bu kadar net yakalamanız çok kıymetli. Verim ve performansın sanki doğal, kaçınılmaz şeylermiş gibi hayatımıza yerleşmesi, insanı fark etmeden hizaya sokuyor. Katkıniz için çok teşekkürler
Şeffaflık Toplumu kitabını okumuştum ben de Byung Chul Han'dan (düşüncelerine çok katıldığım bir isim değil ama dolu bir eserdi.) O eserde de, Han'ın bahsettiği bir diğer önemli kısım sanırım panoptikon kavramının değişmiş olması. Foucalt'un sunduğu panoptikon fikri, dışsal bir baskının tezahürü olarak var ediliyordu. Bizi gözetleyen ve denetleyen iktidar özneleri vardı. Han ise artık panoptikon'un hücre duvarlarının şeffaf olduğundan bahseder ve iktidar öznelerinin denetleme, gözetleme eylemleri de etkisini yitirmiştir. Çünkü biz kendi hücremizden bir diğer insanın hücresini görebildiğimiz için; baskı ve denetleme, bizzat toplumun içinde yaşayan var olan bizlerin birbirimiz üstünde kurmaya çalıştığı bir tahakküm halini alıyor. İçerisini dışarıdan ayıran pek bir şey kalmıyor kısacası. Performans toplumu denilen kavramın oluşumu da aslında bir nevi böyle oluyor. Şeffaflık toplumu ile birlikte hareket eden bir mekanizma olduğundan bahsediyordu. (yanlış hatırladığım veya aktardığım kısımlar olabilir, kitabı okuyalı biraz oldu.) Sözün özü bu yazı bana bu kavramı hatırlattı, hem de Han'ın yer alması, merak edenlerin Şeffaflık Toplumu kitabına da bakmasını öneririm. Elinize sağlık 🙏bizler de her ne kadar bu yaratılan panoptikonun içinde yer alsak bile, keyifle okuduğum ve katıldığım bir yazı oldu. maalesef:')
Merhabalar değerli katkınız için çok teşekkürler. Fark ettim ki ben bu konuda konuşmaya her ihtiyaç duyduğumda yazmaya başlamışım. İlginizi çekerse benzer iki yazımı daha paylaşayım sizlerle
Yazılarında kendimi buluyorum. Az önce Instagram'da bir 2025 recap postu paylaştım ve postu hazırlarken "acaba paylaşmasam mı, paylaşmaya değer ne var ki?" düşüncelerindeydim. Çünkü her ay bolca masamdan fotoğraflar ve sıradan kahve, yürüyüş kareleri vardı. Yine de paylaştım, benim de senem böyle geçti, ne yapalım :)
Aslında yıl içinde kendimizce yaşıyoruz. Neye ihtiyacımiz varsa o.
Ama sonra başkalarının parıltılı hayatlarını görünce “benimki de hayat mı?” Diyor insan. Bir de unuttuğumuz bir şey var sanki, herkesin kendi hayat patikası birbirinden farklı. Ben senin Instagram içeriklerini görünce hissettiğim sakinlik, dinginlik ve huzur. Bu da mesela bir başkası için “dream life” ama highlighted edilen hayatlar bize sanki “sen sadece böyle olmalısın” der gibi… bu noktada bence kendimize ne kadar otantik olduğumuzu sorabiliriz . 🌸
ne kıymetli bir içgörü Betül🌸kesinlikle öyle, herkesin yaşam ritmi, günlük akışı bambaşka. "sadece böyle olmalısın" şeklinde yansıtan hesapları kendimce takipten çıkıyorum ve inanılmaz iyi geliyor. o zaman senin ifadenle, kendi otantik halimizi bulduğumuz ve otantik halimizle uyumlandığımız bir sene olsun hepimize 🫶🏻
Günümüzü temsil etme yeteneğine sahip kavramlardan birisi "Verim". Weber'in "Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlâkı" kitabını hatırlattı bana. Protestanlık itikadı, kapitalizmin hızla yerleşmesi ve yaygınlaşmasında stratejik bir gübreleme yapıyor. "Verim", "performans", "fayda", "hız" konusu da bu türden kavramlar gibi görünüyor. Birşeyin hayatımızı ele geçirmek için ürettiği ve öne sürdüğü uç beyleri gibi.
Weber bağlantısı metni okurken benim de zihnimin bir köşesinde dolaşıyordu ama sizin bu kadar net yakalamanız çok kıymetli. Verim ve performansın sanki doğal, kaçınılmaz şeylermiş gibi hayatımıza yerleşmesi, insanı fark etmeden hizaya sokuyor. Katkıniz için çok teşekkürler
Şeffaflık Toplumu kitabını okumuştum ben de Byung Chul Han'dan (düşüncelerine çok katıldığım bir isim değil ama dolu bir eserdi.) O eserde de, Han'ın bahsettiği bir diğer önemli kısım sanırım panoptikon kavramının değişmiş olması. Foucalt'un sunduğu panoptikon fikri, dışsal bir baskının tezahürü olarak var ediliyordu. Bizi gözetleyen ve denetleyen iktidar özneleri vardı. Han ise artık panoptikon'un hücre duvarlarının şeffaf olduğundan bahseder ve iktidar öznelerinin denetleme, gözetleme eylemleri de etkisini yitirmiştir. Çünkü biz kendi hücremizden bir diğer insanın hücresini görebildiğimiz için; baskı ve denetleme, bizzat toplumun içinde yaşayan var olan bizlerin birbirimiz üstünde kurmaya çalıştığı bir tahakküm halini alıyor. İçerisini dışarıdan ayıran pek bir şey kalmıyor kısacası. Performans toplumu denilen kavramın oluşumu da aslında bir nevi böyle oluyor. Şeffaflık toplumu ile birlikte hareket eden bir mekanizma olduğundan bahsediyordu. (yanlış hatırladığım veya aktardığım kısımlar olabilir, kitabı okuyalı biraz oldu.) Sözün özü bu yazı bana bu kavramı hatırlattı, hem de Han'ın yer alması, merak edenlerin Şeffaflık Toplumu kitabına da bakmasını öneririm. Elinize sağlık 🙏bizler de her ne kadar bu yaratılan panoptikonun içinde yer alsak bile, keyifle okuduğum ve katıldığım bir yazı oldu. maalesef:')
Merhabalar değerli katkınız için çok teşekkürler. Fark ettim ki ben bu konuda konuşmaya her ihtiyaç duyduğumda yazmaya başlamışım. İlginizi çekerse benzer iki yazımı daha paylaşayım sizlerle
https://betulbayraktar.substack.com/p/dijital-hapishane-sosyal-medya?r=37tpqn&utm_medium=ios
https://betulbayraktar.substack.com/p/sosyal-medya-cagnda-insan-kalabilmek?r=37tpqn&utm_medium=ios
Sakince okudum, gürültüden uzak. Sonra, yine bir şeyler olmaya başladı.
🥲
Çok bu çağdan bir yazı… teşekkürler 🙏🏻iyi seneler
Teşekkür ederim size de mutlu yıllar dilerim 🤗
Nokta atışı tespitler için teşekkürler.
Hız tarikatının müritlerinin önüne düşse bu yazı ne düşünürlerdi onu düşündüm bir an.
Belki onlar da bir durup “biz ne yaşıyoruz yaw” diyebilirdi, kim bilir :)