Substack'i Nasıl Kullanırım?-2
Evi kullanmaya başlamak
Substack nasıl kullanılır serisininin ikinci bölümünden herkese merhaba. Okumamış olanlar için 2. bölüm burada.
Geçen yazıda kapıdan girmiştik. Anahtarı çevirmiş, holü görmüş, yatak odasına, oturma odasına göz atmıştık. Şimdi evin biraz daha işlevsel köşelerine geçiyoruz. Mutfağa, yemek masasına, üst kata, bodruma.
Mutfak: Editörü Kullanmak
Yemek Masası: Follower ve Subscriber Farkı
Çatı Katına Çıkmak: Ücretli Üyelik
Bodrum Kata İnmek: Sayılar ve Sizin Olan Liste
Önce kısaca neler üretebilirsiniz göz atalım:
Substack’te yukarıdan aşağıya şunları yapabilirsiniz:
Küçük notlar: Kısa, anlık paylaşımlar için kullanılır; bir düşünceyi veya gözlemi hızlıca okurlarla paylaşmanızı sağlar. bu notlar sadece abonelerinize değil o konu ilgisini çeken kişiler tarafından da görülebilir.
Article (uzun yazılar): Asıl içerik formatınızdır; bunlar abonelerinize mail olarak gider (mail bildirimini kapatmışlarsa uygulama içindeki posta kutusunda görürler).
Video: Video içerik üretmenizi sağlar, yazıya alternatif veya tamamlayıcı bir anlatım biçimi sunar.
Podcast: Substack’in gerçekten güçlü olduğu bir alan; sesli içerik üretimini kolaylaştırır ve dinleyici kitlesi oluşturmanıza imkân tanır.
Canlı yayın: Anlık, etkileşimli bir bağ kurma imkânı sunar.
Stüdyo kaydı: Daha planlı, düzenlenmiş içerikler için kullanılır.
Türkçe içerikte substack nasıl kullanılır’a dair bir örneğe hiç denk gelmedim ama açık ve anlaşılır anlatımıyla İngilizce olarak Sinem Günel’in bu konudaki videosunu izlemek de işinize yarayabilir.
Mutfak: Editörü Kullanmak
Burada sadece uzun makale yazarken editörü nasıl kullanırız ondan kısaca bahsedeyim istiyorum…
Bildiğiniz gibi yemek yapmak malzeme, düzen ve sabır ister. Editör de öyle.
Yeni bir yazıya başlamak için sol menüden “New Post” deyin. Karşınıza editör açılır.
Yazı alanına geçtiğinizde yukarıdaki editörü azıcık kurcalayın. Neler ekleyebilirisiniz metninize? Görsel, video, dosya, bölüm ayracı, buton ekleyebilirsiniz. Bölüm ayracı uzun yazılarda nefes aldırır, okuru kaybetmez.
ben şahsen biraz tasarım manyağı olduğumdan, bir dönem de Google’dan UX Design kursu almanın verdiği o gözle kurcalamayı çok seviyorum. Bakalım neler varmış:
Bu daha fazlası kısmından en sık kullandığım, divider ve footnote. Ücretli üyelere yönelik içerikler için de paywall’u kullanmıştım. (ücretli üyeliği sonlandırdım)
Öte yandan, butonlar kısmından abone ol, yorum yap gibi klasik butonlar dışında custom butonlar ekleyebilirsiniz. Websitenizi butonlaştırıp istediğiniz yazıyla sunabilirsiniz. Mesela:
Yazıyı seçip H1, H2, H3 başlık seviyeleri belirleyebilirsiniz.
Substack otomatik kaydeder metninizi. Göndermeden önce sağ üstten “Preview” deyip, okurun mobilde göreceği şekilde bir bakışla gözden geçirebilirsiniz. Ben bunu kullanıyorum epey, aşağı doğru inince pek de resim koymadığımı fark edip ekliyorum (buna pek de önem vermediğim zamanlar da oluyor tabi :))
Bu editör benim oyun alanım, hele son zamanlarda gelen yeni özellikler de insanın içini açıyor. Mesela vurgulamak istediğiniz ifade ve cümleyi işte böyle renklendirebiliyorsunuz.
Ayrıca editörün sağ alt köşesindeki settings kısmından metninize keywordler ekleyebilir, SEO uyumlu bir açıklama ve başlık da sağlayabilirsiniz. Böylece Google’dan da trafik getirmiş olursunuz.
Yemek Masası: Follower ve Subscriber Farkı
Yemek hazır, masa kurulu. Ama şimdi önemli bir soru; kim oturuyor bu masada?
Substack’te iki farklı okur grubu var ve çoğu yazar bunu başlangıçta karıştırıyor.
Follower: Sizi takip eden ama e-posta aboneliği olmayan kişiler. Yayınınızı Substack üzerinden görebilirler, ama yazdığınız mektuplar doğrudan onların e-postasına gitmiyor. Onlar için pencereden bakan komşular diyebilir miyiz? Diyebiliriz.
Subscriber: Size e-posta adresiyle abone olmuş kişiler. Yeni bir yazı yayınladığınızda doğrudan e-postalarına ulaşır. Hadi onlara da masaya oturmuş misafirler diyelim.
Bir gün Substack kapansa veya siz başka bir platforma geçmek isterseniz, subscriber listinizi yanınıza alabilirsiniz. Follower listini alamazsınız. E tabi bu durumda follower’lar da size artık ulaşamaz.
Bunu tersten de okuyabilirsiniz,
birinin gerçekten masasına oturmak ister misiniz? yoksa dışarıdan pasif bir şekilde izlemek mi istersiniz?
Bir de abonelerle şu güzellik var, Chat kısmınıza dahil olabilirler.. Bir soru sorduğunuzda, bir sohbet konusu açtığınızda cevap verebilirler. Ayrıca canlı yayına girdiğinizde mail yoluyla bilgilendirilirler.
Ben pek Türkçe yayınlarda chat kısmını aktif olarak kullanan görmedim ama abone olduğum yabancı yayınlarda deli gibi sohbetler dönüyor, insanlar o kadar hevesle, istekle yazışıyorlar ki… (yine durduk yere “bizde neden böyle değil?” kıskançlıkları geldi bana).
Ben de arada chat kısmından sorular soruyorum, sohbete dahil etmeye çalışıyorum okurlarımı, birbirleriyle tanışsınlar, sohbet etsinler diye… ancak dediğim gibi platformun Türkçe kullanıcıları yabancı kullanıcılara kıyasla politik-ekonomik nedenlerle olabileceğini düşündüğüm sebeplerden çok hevesli görünmüyor.
neyse nerede kalmıştık..
Sofradaki misafirler sizin misafirleriniz, penceredekiler Substack’in.
Çatı Katına Çıkmak: Ücretli Üyelik
Bahçenizde, masanızda yüz kişi var. Komşular, tanıdıklar, bir gün uğrayanlar. Güzel bir kalabalık. Siz ev sahibisiniz, herkesle ilgileniyorsunuz, çay kahve ikram ediyorsunuz , sohbet ediyorsunuz. Kapı açık, herkes beklenebilir, atmosfer canlı.
Bu ücretsiz üyelik.
Yazdıklarınız herkese ulaşıyor. Sesinizi duyuruyorsunuz. İnsanlar sizi tanıyor, güven kuruyor.
“Ücret almadan bu kadar iyi bir iş çıkartıyorsa, daha derine inince ne buluruz?”
diye düşünmeye başlıyorlar. ya da ben abartıyorum, bilemiyorum.
Akşam oluyor. Kalabalık yavaş yavaş dağılıyor. Birkaç kişi kalıyor.
veee beklenen an geldi çattı!
Onlarla birlikte çatı katına çıkıyorsunuz.
Orada başka bir şey var. Daha sessiz, daha odaklı, daha yakın. Bir atölye belki. Derinlemesine bir okuma, bir yazma seansı, sadece o küçük grupla yapılan bir workshop. Bahçede söyleyemediğiniz şeyleri söylüyorsunuz burada. Sadece size ve premium üyelerinize özel.
Bu ücretli üyelik.
Ama çatı katına çıkmak için önce bahçede vakit geçirmek gerekiyor tabi.
Hem sizin için hem onlar için. Siz onları tanımalısınız, onlar sizi. Güven bahçede kuruluyor, çatı katı o güvenin meyvesi.
Peki ne zaman o kapıyı açmalısınız?
Sabit bir sayı yok. Ama belli bir an gelir. Okurlarınız sizi aramaya başlar. “Ne zaman şu konuyu yazacaksın” diye sorarlar. Yazılarınızı başkalarına gönderirler. O an bahçeniz dolmuş demektir. Çatı katını hazırlamanın zamanı gelmiştir.
Nasıl açarsınız?
Settings bölümünden “Payments” sekmesine girin. Stripe hesabınızı bağlayın. Aylık ve yıllık fiyatlarınızı belirleyin. Yıllık fiyatı biraz daha avantajlı yapın, uzun vadeli bağlılığı teşvik edin.
Açtıktan sonra bazı yazılarınızı, bazı Chat threadlerinizi sadece ücretli üyelere özel yapabilirsiniz. Bahçeyi veya yemek masasını kapatmak zorunda değilsiniz. Orası açık kalsın. Çatı katı ise yalnızca premium üyelerinize özel olsun.
100 kişilik bahçeniz olabilir. Yedi sekiz kişiyle çatı katına çıkabilirsiniz. İkisi de evinizin parçası. İkisi de sizin sesiniz. Sadece farklı odalarda.
Bodrum Kata İnmek: Sayılar ve Sizin Olan Liste
Çoğu ev sahibi bodrum katına aylarca inmez. Ama bodrum en değerli şeyi saklar.
Önce sayılara bakalım.
Sol menüden “Dashboard” ya da “Stats” bölümüne girin. Toplam subscriber sayınızı ve büyüme grafiğinizi görürsünüz. Hangi yazının kaç kişiye ulaştığını, open rate’i, yani açılma oranını, kaç kişinin tıkladığını, kaç kişinin yorum yaptığını.
Ortalama bir Substack yayını için yüzde kırk ile elli arasında open rate sağlıklı kabul edilir. Daha düşükse konu başlıklarınızı gözden geçirmekte fayda olabilir.
Ama tek bir yazının sayısına takılmayın tabi. Bir yazı az açıldı diye moraliniz bozulmasın. Bir yazı yayınladıktan sonra ani bir abone artışı gördüyseniz, o yazı yeni okurları çekmiş demektir.
Bodrum sizi bilgilendirir, mahkum etmez. İnin, bakın, ama benden size tavsiye orada yaşamayın :)
Şimdi asıl hazineye, listenize.
Sol menüden “Subscribers” bölümüne girin. Sağ üst köşede “Export” butonu var. Tıklayın, e-postanıza bir CSV dosyası gelecek. Bu dosyada abonelerinizin adları, e-posta adresleri, abone olma tarihleri ve üyelik türleri var.
Bu listeyi düzenli olarak indirin. Ayda bir, iki ayda bir. Bir yere kaydedin.
Neden bu kadar önemli? Substack bir gün politikasını değiştirebilir. Siz başka bir platforma geçmek isteyebilirsiniz. Ya da sadece abonelerinize başka bir kanaldan ulaşmak isteyebilirsiniz. Bu liste sizin. Platform sizin için emaneten tutuyor bu listeyi ama asıl sahibi sizsiniz.
Bir aboneyi yönetmek
Subscribers listesinden herhangi bir aboneye tıklayın. O kişiyi ücretsizden ücretli statüsüne geçirebilirsiniz (üyeliğinizi o kişiye hediye etmek gibi düşünün), veya bir aboneyi tamamen listeden çıkarabilirsiniz.
Bodrumdaki hazineler hep geç keşfedilir. işte burada anahtar!
Artık evi tanıyorsunuz, neler yapabileceğinizi biliyorsunuz. Ama bir ev sadece içeride yaşanmaz. Üçüncü bölümde kapıları dışarıya açacağız. Takipte kalın!
Benimle nasıl çalışabilirsiniz?
Yazar Koçluğu
Kimler İçin?
Substack’te veya başka bir platformda düzenli yazmak isteyen ama tıkanan kişiler. Yazma alışkanlığı kurmaya çalışan, sesini henüz tam bulamamış yazarlar. Akademik veya profesyonel geçmişten yazarlığa geçiş yapanlar.
Ne Amaçlanır?
Düzenli bir yazma ritmi kurmak. İçsel sansürü azaltmak, ertelemeyi kırmak. Kendi sesinizi, kendi anlatım tarzınızı netleştirmek. Yazdığınız şeyin neden değerli olduğunu görmek.
Nasıl Yol Gidilir?
Bir tanışma görüşmesiyle başlıyoruz. Nerede tıkandığınızı, ne yazmak istediğinizi konuşuyoruz. Sonrasında haftalık görüşmeler yapıyoruz, her görüşmede yazdığınız bir metni birlikte inceliyoruz, geri bildirim veriyorum, bir sonraki hafta için küçük bir yazma hedefi belirliyoruz. Süreç dört hafta, sekiz hafta veya daha uzun olabilir, ihtiyaca göre şekillenir.
Marka Anlatısı Stratejisi
Kimler İçin
Küçük ölçekli markalar, bağımsız girişimciler, kendi işini kuran ama hikayesini netleştirememiş profesyoneller. Ürünü veya hizmeti olan ama bunu nasıl anlatacağını bilemeyenler.
Ne Amaçlanır?
Markanın özünde hangi hikayenin olduğunu bulmak. Bu hikayeyi tutarlı bir dile, bir tona dönüştürmek. Hangi kelimelerin, hangi görsellerin, hangi mesajların markayı doğru yansıttığını belirlemek. Sonuçta markanın kendi sesiyle, kopyalanmamış bir şekilde konuşmasını sağlamak.
Nasıl Yol Gidilir?
Bir keşif görüşmesiyle başlıyoruz, markanın geçmişini, hedeflediği kişileri, rakiplerini konuşuyoruz. Sonrasında bir analiz yapıyorum, markanın şu anki anlatısını ve boşluklarını ortaya koyuyorum. Bir strateji belgesi hazırlıyorum: ton, mesaj, anahtar kelimeler, içerik yönü. İsteğe bağlı olarak bu stratejinin uygulamasında da destek veriyorum.
Ücretsiz keşif görüşmesi için:
E hadi ben kaçar!
Haftaya Cuma görüşmek üzere :)














Eline sağlık Betül, Substack'i anlamamızı daha da kolaylaştırıyorsun 💐