Öyle bir anda imdadıma yetişti ki yazın, Betül, o kadar olur. Aşırı yoğun ve yorucu geçen bir çalışma temposundan sonra "acaba bugün toparlamam gereken işleri mi toparlasam, yarım kalan yaratıcı işlere mi girsem, yoksa tam tersi bir film mi izlesem, yok yok kitap mı okusam, hangisini yapsam bana iyi gelir" düşünceleriyle cebelleşiyordum. Yorgunluk da cabası. Nihayet şu an cebelleşmeyi bıraktım, çünkü yazın çok değerli bir şeyi hatırlattı. Birikmiş substack yazılarını okumak da dahil, en azından bir kaç saat hiçbir şey yapmayacağım. Şimdi kalkıyorum pc'nin başından ve hazır fırsatım varken gidip şu kanepe belki boş boş uzanacağım, belki de bir gündüz uykusuna dalacağım. Suçluluk falan da hissetmeyeceğim. İçine düştüğüm yoruculuk, iç huzursuzluğu, hiçbir şey üretememe cenderesinden çıkarır mı bu beni, bilemiyorum. Böyle bir şey beklemiyorum da. Hadi o zaman, gittim ben.
Binnazcım seni hatırlıyorum, geçen sene de böyle bir şey olmuştu, sen hiç durmadığın için hastaneye kaldırılmıştın sanki...
Bu yazıyı yazdıktan sonra kendime durmayı hatırlatmak için calendar'a alarm kurdum biliyor musun?. haftanın toplantım olmayan belli anlarına 15 dakika duvara bakma, her neredeysem, telefonu bırakma yolu/bahçeyi izleme şeklinde... alarmın adını da şey koydum: "Bi dur be kızım!" sana dinlenmenin keyfini çıkarmanı diliyorum..görüşmek üzere...
Durmak denince aklımıza genelde kadınların yaptığı ev işlerinin gelmemesini istiyorum. Perde dikmek veya yemek yapmak, dolap düzenlemek... Bunlar yapmak zorunda olduğumuz ve yaparken durmadığımız işler bana kalırsa. Ha bu arada bir şey dinlemiyorsak beynimiz dinlenmiş oluyordur belki. Ama dikerken veya örerken yaptığımız şey dikkatimizi tek bir noktada toplamak. Bana bunlar da zor geliyor Betül. Ev işleri, fatura takibi, alışveriş gibi diğer günlük işleri yapmak da beni çok yoruyor. Nevresimlerin ne zaman değiştiğini takip etmek de bir iş bana göre. Bunlardan o kadar çok var ki kafamın içinde, yazmak, okumak bana tatil gibi. Bilmiyorum, genellememek gerek belki de.
Durmak denince ben bir parkta öylece oturmak, ağaçların dallarını izlemek, balkonda gözlerini kapatıp güneşe kendimi bırakmak, günün olur olmadık vaktinde kanepede uyuyakalmak gibi gerçek durmalı şeyleri anlıyorum sanırım. O sırada ne ekran ne de bir insan konuşmasın mümkünse...
öncelikle haklısın, durmak eşit değildir ev içi görünmeyen emek. Cameron'un önerileri yaratılığıa yer açmak için, sürekli alıcı pozisyonunda olmaktan çıkmak, alıcı dediği de TV izlemek, kitap okumak. Ben her pzt o haftaki serüvende ne yaptığımızı dökümanlıyorum buradan yola çıkarak. bahsettiği örneklerde perde dikmek dediğin gibi nevresim geçirmekte alıcı olmaktan çıkmış oluyoruz beynimiz "birşeye maruz kalmadığı için" yaratıcı yönümüz gelişiyor. O çerçeveden bakınca durum bu. Yoksa ben de durmak öyle değil böyle olur deyip, hakikaten hiçbir şey yapmak istemiyorum çoğu zamann. yorgunluğunu yorgunluğumuzu) anlıyorum..
Sabah zihnimi çok seviyorum. O kadar temiz ve berrak bir zihin kabım oluyor ki o saatlerde okumak, yazmak gibi aktiviteler bana ibadet gibi geliyor. Yaklaşık 7-8 saat uykuyla duraklamış zihnim ve dinlenmiş bedenimle sabahlar bana çok iyi geliyor. O nedenle bu “bir şey yapmama” halinin önemini son yıllarda iyice anladım. Sabah okuduğum kitabın öğleden sonra aynı tadı vermemesi de bununla ilgili. Zihnimde, bedenimde yer kalmamış gibi geliyor belli bir zaman sonra. Yer açmak için birkaç yöntem keşfettim ben de. Duş almak, çamaşırları yıkayıp asmak, yürümek, uyku yogası, bazen yemek pişirmek, evdeki döküntüleri toplamak bunlardan bazıları…
çok güzel bir yazı olmuş. işim gereği hep bilgisayar başındayım ve bir noktada bundan uzaklaşmam mümkün olmuyor. telefonu da boş vakitlerde elimden düşürmüyorum. geçen yaz 1 haftalık internetsiz yaşadım. aslında sorun da yaşamadım, telefonu vs aramadım pek keyifliydi yani ama geri döndüğümde pek bir şey değişmediğini fark ettim. sonra dedim ki detokslar bana göre. bana daha sistematik bir şeyler lazım. bu iş de yapılacak, bu telefona da bakılacak ama ne kadar? işte bunun cevabını pek bulamadım :)
durmak diyince benim aklıma pek iş güç yapmak gelmiyor. aklıma tek gelen amacı olmayan yürüyüşler. elim cebimde sallana sallana. ama kulakta bi podcast vs olmayacak. booomboş dolanmak ortalıkta. gerekirse bir kafeye oturmak ve etrafa bakmak (gene telefon vs yok) bunun dışındakiler ev, temizleme spor yapma vs iş gibi sanki. ha bir de bunları yaparken podcast dinlemeden edemiyorum 😅
ben sosyal medya kullanmıyorum, geçenlerde bıraktım (bağımlılar gibi konuştum :) ) ben de freelance çalışıyorum çoğunlukla pc başında, kendime yaptığım iyilik, koşuya çıkmak, kanal kenarında yürümek, yemek yapmak (mutfağı pek sevmem normalde ama analog anlarımdan hatrı sayılır bir kısım mutfakta geçiyor o yüzden bir şey demiyorum artık), geçen gün kahvemi içip camdan dışarıyı izledim. ne kitap okudum ne telefon vardı elimde bu bi on dakika sürdü hiç bir şey yapmadan... "ay dedim ne güzel bir şeymiş şöyle duruvermek sadece"..Bana artık podcast youtube filan bir yerden sonra gürültü gibi geliyor ciddi ciddi ağzımdan şu çıkıyor: "bi susun be!" :))) neyse mutlu haftalar...
çok doğru bir noktaya parmak bastınız. (ismi göremediğim için isimle hitap edemiyorum). bir beyefendi arkadaşımız evden olmak suretiyle tüm gün vergi denetçisi olarak çalıştıktan sonra akşam yemeği yapmaya mutfağa giriyor ve şöyle diyor: beynimin çalışma biçimini değiştiriyorum. Ben de bunu bizim beyefendiye söyledim pek oralı olmadı :))). biz farkında olmasak da tüm yapıp ettiklerimiz beynimize bir şekilde etki ediyor. Tren yolculuğu da öyle... içinde bulunmak, pencereden dışarıyı izlemek, geçen yolcularla sohbet etmek.. evde oturup reel kaydırmakla hiç aynı şey olur mu allahaşkına. Teşekkürler katkınız için..
Öyle bir anda imdadıma yetişti ki yazın, Betül, o kadar olur. Aşırı yoğun ve yorucu geçen bir çalışma temposundan sonra "acaba bugün toparlamam gereken işleri mi toparlasam, yarım kalan yaratıcı işlere mi girsem, yoksa tam tersi bir film mi izlesem, yok yok kitap mı okusam, hangisini yapsam bana iyi gelir" düşünceleriyle cebelleşiyordum. Yorgunluk da cabası. Nihayet şu an cebelleşmeyi bıraktım, çünkü yazın çok değerli bir şeyi hatırlattı. Birikmiş substack yazılarını okumak da dahil, en azından bir kaç saat hiçbir şey yapmayacağım. Şimdi kalkıyorum pc'nin başından ve hazır fırsatım varken gidip şu kanepe belki boş boş uzanacağım, belki de bir gündüz uykusuna dalacağım. Suçluluk falan da hissetmeyeceğim. İçine düştüğüm yoruculuk, iç huzursuzluğu, hiçbir şey üretememe cenderesinden çıkarır mı bu beni, bilemiyorum. Böyle bir şey beklemiyorum da. Hadi o zaman, gittim ben.
İyi ki önce senin yazını okumuşum :)
Teşekkürler!
Binnazcım seni hatırlıyorum, geçen sene de böyle bir şey olmuştu, sen hiç durmadığın için hastaneye kaldırılmıştın sanki...
Bu yazıyı yazdıktan sonra kendime durmayı hatırlatmak için calendar'a alarm kurdum biliyor musun?. haftanın toplantım olmayan belli anlarına 15 dakika duvara bakma, her neredeysem, telefonu bırakma yolu/bahçeyi izleme şeklinde... alarmın adını da şey koydum: "Bi dur be kızım!" sana dinlenmenin keyfini çıkarmanı diliyorum..görüşmek üzere...
Ah Betül, bunu hatırlaman… 🥹🩵 Buradan Londra’ya ışınlanıp sana sarılasım geldi.
“Bi dur be kızım!” çok iyiymiş, bayıldım. Senden ilhamla ben de takvimime bi du be kızım’lar işleyeceğim 🤗
(Bu arada nefis dinlendim, iyi ki dinlendim, oh ne de güzel dinlendim 🤭)
Durmak denince aklımıza genelde kadınların yaptığı ev işlerinin gelmemesini istiyorum. Perde dikmek veya yemek yapmak, dolap düzenlemek... Bunlar yapmak zorunda olduğumuz ve yaparken durmadığımız işler bana kalırsa. Ha bu arada bir şey dinlemiyorsak beynimiz dinlenmiş oluyordur belki. Ama dikerken veya örerken yaptığımız şey dikkatimizi tek bir noktada toplamak. Bana bunlar da zor geliyor Betül. Ev işleri, fatura takibi, alışveriş gibi diğer günlük işleri yapmak da beni çok yoruyor. Nevresimlerin ne zaman değiştiğini takip etmek de bir iş bana göre. Bunlardan o kadar çok var ki kafamın içinde, yazmak, okumak bana tatil gibi. Bilmiyorum, genellememek gerek belki de.
Durmak denince ben bir parkta öylece oturmak, ağaçların dallarını izlemek, balkonda gözlerini kapatıp güneşe kendimi bırakmak, günün olur olmadık vaktinde kanepede uyuyakalmak gibi gerçek durmalı şeyleri anlıyorum sanırım. O sırada ne ekran ne de bir insan konuşmasın mümkünse...
Ne kadar çok yorulduysam artık :)
öncelikle haklısın, durmak eşit değildir ev içi görünmeyen emek. Cameron'un önerileri yaratılığıa yer açmak için, sürekli alıcı pozisyonunda olmaktan çıkmak, alıcı dediği de TV izlemek, kitap okumak. Ben her pzt o haftaki serüvende ne yaptığımızı dökümanlıyorum buradan yola çıkarak. bahsettiği örneklerde perde dikmek dediğin gibi nevresim geçirmekte alıcı olmaktan çıkmış oluyoruz beynimiz "birşeye maruz kalmadığı için" yaratıcı yönümüz gelişiyor. O çerçeveden bakınca durum bu. Yoksa ben de durmak öyle değil böyle olur deyip, hakikaten hiçbir şey yapmak istemiyorum çoğu zamann. yorgunluğunu yorgunluğumuzu) anlıyorum..
Sabah zihnimi çok seviyorum. O kadar temiz ve berrak bir zihin kabım oluyor ki o saatlerde okumak, yazmak gibi aktiviteler bana ibadet gibi geliyor. Yaklaşık 7-8 saat uykuyla duraklamış zihnim ve dinlenmiş bedenimle sabahlar bana çok iyi geliyor. O nedenle bu “bir şey yapmama” halinin önemini son yıllarda iyice anladım. Sabah okuduğum kitabın öğleden sonra aynı tadı vermemesi de bununla ilgili. Zihnimde, bedenimde yer kalmamış gibi geliyor belli bir zaman sonra. Yer açmak için birkaç yöntem keşfettim ben de. Duş almak, çamaşırları yıkayıp asmak, yürümek, uyku yogası, bazen yemek pişirmek, evdeki döküntüleri toplamak bunlardan bazıları…
Aynı şeyi hissediyorum :) hatta bazen 8 de kizimi yatağa götürdüğümde bir 20 dakika onunla uyusam resetlenmis gibi kalkıyorum.
Bahsettiğiniz ortalık toplama, yürümek gibi “verimsiz” görünen şeyler de aslında tam ihtiyacımızı karşılıyor, biraz kafamizi dinginlestirmek ♥️
çok güzel bir yazı olmuş. işim gereği hep bilgisayar başındayım ve bir noktada bundan uzaklaşmam mümkün olmuyor. telefonu da boş vakitlerde elimden düşürmüyorum. geçen yaz 1 haftalık internetsiz yaşadım. aslında sorun da yaşamadım, telefonu vs aramadım pek keyifliydi yani ama geri döndüğümde pek bir şey değişmediğini fark ettim. sonra dedim ki detokslar bana göre. bana daha sistematik bir şeyler lazım. bu iş de yapılacak, bu telefona da bakılacak ama ne kadar? işte bunun cevabını pek bulamadım :)
durmak diyince benim aklıma pek iş güç yapmak gelmiyor. aklıma tek gelen amacı olmayan yürüyüşler. elim cebimde sallana sallana. ama kulakta bi podcast vs olmayacak. booomboş dolanmak ortalıkta. gerekirse bir kafeye oturmak ve etrafa bakmak (gene telefon vs yok) bunun dışındakiler ev, temizleme spor yapma vs iş gibi sanki. ha bir de bunları yaparken podcast dinlemeden edemiyorum 😅
ben sosyal medya kullanmıyorum, geçenlerde bıraktım (bağımlılar gibi konuştum :) ) ben de freelance çalışıyorum çoğunlukla pc başında, kendime yaptığım iyilik, koşuya çıkmak, kanal kenarında yürümek, yemek yapmak (mutfağı pek sevmem normalde ama analog anlarımdan hatrı sayılır bir kısım mutfakta geçiyor o yüzden bir şey demiyorum artık), geçen gün kahvemi içip camdan dışarıyı izledim. ne kitap okudum ne telefon vardı elimde bu bi on dakika sürdü hiç bir şey yapmadan... "ay dedim ne güzel bir şeymiş şöyle duruvermek sadece"..Bana artık podcast youtube filan bir yerden sonra gürültü gibi geliyor ciddi ciddi ağzımdan şu çıkıyor: "bi susun be!" :))) neyse mutlu haftalar...
Kesinlikle zorlandım ama iyi geldi, hatta ara ara yapmaya karar verdim.
Zorlanmak biraz alistigimizdan kaynaklanıyor. Boş durmaya alismak lazım sanırım :)
güne başlayamadığın ve o işkence gibi sürüyor dediğin anda yazmayı denedin mi hiç? https://www.youtube.com/watch?v=MXXs9JC_ItQ bi yap bana dua edeceksin :)
çok doğru bir noktaya parmak bastınız. (ismi göremediğim için isimle hitap edemiyorum). bir beyefendi arkadaşımız evden olmak suretiyle tüm gün vergi denetçisi olarak çalıştıktan sonra akşam yemeği yapmaya mutfağa giriyor ve şöyle diyor: beynimin çalışma biçimini değiştiriyorum. Ben de bunu bizim beyefendiye söyledim pek oralı olmadı :))). biz farkında olmasak da tüm yapıp ettiklerimiz beynimize bir şekilde etki ediyor. Tren yolculuğu da öyle... içinde bulunmak, pencereden dışarıyı izlemek, geçen yolcularla sohbet etmek.. evde oturup reel kaydırmakla hiç aynı şey olur mu allahaşkına. Teşekkürler katkınız için..