Eğitimin Kaybettirdiği Otantik Yanımız
Ve sonra onu yeniden kazanmak üzerine..
Selam!
Geçen gün çok severek takip ettiğim bir influencer kızının resim yaparken çizdiği karakterlerin okula gitmeden ve okula başladıktan sonraki bariz farkını hikayelerinde paylaştı.
Çocuğun okula başlamadan önce çizdiği karakterlerin her birinin yüzü farklı her biri başka bir ifadeyle, sevinç, şaşkınlık veya merakla bakıyorken, okula başladıktan sonra bunların tektipleştiği görülüyordu.
Bunun üzerine pek çok öğretmenden benzer tonda aldığı mesajlardan genel çıkarım şuydu; okullar (eğitim sistemi) çocuklardaki yaratıcılığı yok ediyor, çocukların otantik varlıklarını silip, onları tekdüzeleştiriyor.
Bu konu üzerine düşünürken aklıma istemsizce Pink Floyd’un Another Brick in the Wall adlı şarkısı geldi. Derken bu meseleyi sizinle de paylaşmaya karar verdim1.
We don’t need no education,
We don’t need no thought control
sözleriyle öne çıkan bu şarkı İngiltere’de II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan baskıcı eğitim sistemini eleştiriyor. Klipte dikkatimi çeken kısımlardan biri de öğrencilerin bir bandın üzerinde seyir halinde olduğu yer. Fabrikaların seri üretim bantlarında üretilen (!) nesneler gibi çocuklar, düşüncelerinin kontrol edilmeye çalışıldığının farkındalar ve otantikliklerini korumak için otoriter bir eğitim sistemine başkaldırıyor (Bu cümleyi yazarken gözlerimin yaşarması..)
Girişten anlaşılacağı üzere bu hafta konumuz; bir çocuğun hayallerini kaybetmesine büyükler (çok bilmişler) olarak nasıl izin verdiğimiz, onların kendi olmaklıklarını törpülememiz.
Önce Memed Osman’ın Düş Yiyiciler Sirki adlı romanı özelinde yetişkinlerin bir çocuğun hayallerine nasıl ket vurduğu üzerinde duracağız. Ki seçtiğim alıntılar eminim ki bizim de çocukken yaşadıklarımızı anımsatacak. Bu yönüyle hem geçmişteki biz hem de şuan yetiştirmekte olduğumuz çocuğumuzu düşününce iki tarafımıza da hitap ediyor kitap.
Ardından homeschooling (evde eğitim) konusuna değinip Okulsuz Büyümek adlı kitaptan bahsedeceğim.
Sonra, ilk çıktığı yıl hayranlıkla izlediğim (tabi o zamanlar çocuğum yoktu ve uzaktan izlemesi kolaydı!) Altın Küre, Bafta ve Akademi Ödülü’ne aday gösterilen Captain Fantastic üzerinden homeschooling konusunu örnekleyeceğiz.
Son olarak aslında yıllar içinde kaybettiğimiz renklerimizi yaşımız kaç olursa olsun yeniden bulabileceğimiz mesajını veren bir film Pleasantville ile yani umut ile de konuyu kapatacağız.
Spoiler Alert ⚠️
Hazırsak Başlayalım! ☕ 🫖 🍪
📙Bir Kurgu Kitap: Düş Yiyiciler Sirki, Memed Osman
Çocukken astronot olmayı hayal ederken, boynunda kravat ile hapishaneyi çağrıştıran bir büroda veya herhangi bir resmi dairede evraklar arasında kendimizi bulduğumuz (Erez, 2018) dünyada daha henüz düşleri çalınmamış bir çocuk (adı Na!), evinin arka bahçesinde bir sirk kurmak ister. Ancak her şeyi bilenler buna izin vermezler:
“Sineğin ardından gördüğüm manzaraları bir sirk kurarak insanlara anlatabilirdim. Düş kuran çocuklar da sirk sayesinde dünyanın sınırlarını canlandırabilir, sınırları aşmak için büyüklerden destek bulabilirlerdi. Gökyüzünden kahkahalar duyuldu. Her şeye karar verenler bulutlar üzerinde belirdi. ‘Boş işler bunlar!’ diye beni alaya alıp güldüler. Yapmam gereken ödevleri hatırladım, akşam yemeğinden önce masanın başında olmalıydım. Arka bahçeyi fısıltılar içinde bıraktım” (Osman, 2018: 56).
Hepimizin kardeşi, yeğeni ya da çocuğunu yansıtıyor Na! Evet, onlar için o zengin hayal güçleriyle donattıkları arka bahçelerini bırakıp ödev yapmak ve önceden planlanmış saatte sofraya oturmak oldukça yıkıcı.
Okuldan etüt merkezine, oradan dershaneye giden çocukların ileride mutlaka ya doktor, mühendis, öğretmen ya da “en azından” bir devlet memuru olmaları gerekmektedir ve bunun için tüm zamanlarını hayallerden uzakta, realite uğruna ders çalışmakla geçirmelidirler. Çünkü her şeyi bilenlerin kurduğu sistemde herkes kendine düşen vazifeyi sorgulamadan yerine getirir ve tüm hayaller bir öğütücüden geçer.
Akşam aile sofrasındaki huzuru aşil tendonundan vuran çocuk, ailesine düşlerini gösterebileceği bir sirk kurmak istediğini söylediğinde babası okumayı söküp sökmediğini sorar ve “Boş şeylerle uğraşıp kendini rezil mi edeceksin” (Osman, 2018: 57) diye ekler. Her şeye karar verenler, düş kurmaya kalkışan çocuğa “hayatını mahvetme” diye seslenir bulutların ardından sanki ilahi bir ses gibi.
Hayat nedir ki? Her sabah erken kalkıp sevmediğin bir işe gidip, kazandığın para ile taksitleri ödemek midir? diye sorulabilir bu noktada.
“Her gün işe gidiyorsun. Akşamları erken uyuyorsun.Ve bunun karşılığında aldığın tek şey koltuk takımı. Gerçekten acınası bir durumdasın”
Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk
Çocukların ileride yetişkin olduklarında böylesi bir hayata kavuşması için canla başla mücadele eden sadece ebeveynler değildir tabi, okulda da bunun türevleri vardır:
“Okul müdürümüz saçı uzun öğrencileri tespit ederken saçlarımıza parmaklarını geçiriyor; disiplini çiğnemiş öğrencilere okkalı tokatlar savuruyordu” (Osman, 2018: 55).
İşte böyle Na!’nın yaşayıp gözlemlediği gibi, çocukların kendi tarzını yaratmaya, hayal gücünü geliştirmeye mani olanlar, rengarenk düşleri siyah-beyaza çevirir; uzun, kaküllü, dağınık topuz, Bob kesim saçları üç numaraya vurmalarını ister. Ve çocuklar çoğu zaman bunların farkında olmadan büyür. Bir de bakmışız ki o hayal yiyicilerden biri de biz oluvermişiz!
“Gökkuşağı gibi çocuklar, renk körü öğretmenlerinin gözüne girmeye çalışıyor”2
Arka bahçesinde çarşaftan inşa etmeye çalıştığı sirkini inşa ederken fırtına ve yağmura aldırış etmeyen, her şeye rağmen çadırını kurmak isteyen Na!’nın başı dertten kurtulmaz:
“Her şeye karar verenler yapacaklarını yaptı, gökyüzünden tanıdık bir ses üstüme düştü. ‘Sen okula gitmedin mi! Bu çocuk beni öldürecek ya Rabbim! Ah, büyüyüp adam olacak da ben göreceğim! Okula başladın hala bunlarla mı uğraşıyorsun!’ Annem pencereden bağırırken buz altında sıkışmış hava kabarcıkları korkunç seslerle patladı. Yeryüzünde bir tufan oldu. Arka bahçe suların altına gömüldü” (Osman, 2018: 59).
Çocukların düşleri işte böyle “büyüsün de adam (!) olsun” diye ebeveynleri ve okuldaki öğretmenlerinin kol kola yarattığı tufanda sular altında kalır ve arka bahçe bir daha sonsuza değin girilemez, uzak bir mazi olarak kalır.
Bu kitap nedendir bilmem bana çok dokundu. Oysa hatırladığım bir şey var, (belki de negatif yaşanmışlıkları arşive kaldırmış olabilirim) kendi kendime dergi yaratıp bunları fotokopi edip komşulara satmışlığım, annemin de beni desteklemişliği var zamanında. Sonra ne oldu bilmem, bildiğim tek şey o girişimci ruhumu özlediğim.
📙Bir Teorik Kitap: Okulsuz Büyümek
Hepimiz çocuklarımız için en iyisini isteriz, değil mi? Ama ya “en iyi” sandığımız kalıpların dışında bir dünya varsa? İşte Ben Hewitt, kitabında tam olarak bunu anlatıyor: Eğitim, mutluluk ve hayatı anlamlandırma konusunda ezberleri bozan bir hikâye.
Home Grown (Türkçe adıyla Okulsuz Büyümek), Hewitt’in ailesiyle birlikte okulsuz eğitimi benimseyip çocuklarını doğayla iç içe, özgür bir şekilde nasıl yetiştirdiğini anlatıyor. Bu bir ebeveynlik kitabı ama aynı zamanda samimi bir hayat rehberi. Çocuklarının toprakla, hayvanlarla ve hayal güçleriyle kurdukları bağ sayesinde nasıl “gerçek öğrenme” yaşadığını gözler önüne seriyor.
Kitabı okurken modern dünyanın karmaşası içinde sıkıştığımızı fark ederken, bir yandan da küçük dokunuşlarla daha anlamlı bir yaşamın mümkün olduğunu görüyorsunuz.
Hewitt, hikâyelerini paylaşırken ne ukala ne de dayatmacı; aksine, sıcacık bir dille “Bunu biz yaptık, siz de yapabilirsiniz!” diyor. Tabi kitabın yazıldığı toplum ve kültür önemli, bu mesele biraz Batı’da üretilen bilginin Doğu’ya tam oturmaması, o bilgiyle o toplumun yorumlanamaması/ yanlış yorumlanması problematiğini aklıma getirdiği için, bizde olur olmaz gibi konulara hiç girmeden devam etmek istiyorum. Burada amacım sadece homeschooling ve kitap ile ilgili bir paylaşımda bulunmak.
Evde eğitim, çocukların eğitiminden birincil sorumluluğun ebeveynlere ait olduğu, genellikle evde gerçekleştirilen alternatif bir eğitim biçimi. Evde eğitim deneyimi, ülkeye, aileye ve bireysel çocuğa bağlı olarak büyük farklılıklar gösteriyor.
Yaygın olduğu ülkeler:
Amerika Birleşik Devletleri: 2022 yılında yaklaşık 3.7 milyon öğrenci evde eğitim aldı, bu da okul çağındaki çocukların yaklaşık %7’sine denk geliyor. Bazı eyaletlerde sıkı düzenlemelere tabi, bazı eyaletlerde daha serbesttir.
Kanada: Yasal ve yaygın bir uygulamadır; düzenlemeler eyaletlere göre farklılık gösterir.
Birleşik Krallık: “Evde eğitim” olarak bilinir ve büyüyen bir trenddir. Ebeveynler, eğitimin çocuğun yaşına ve yeteneğine uygun olmasını sağlamak zorundadır.
Avustralya ve Yeni Zelanda: Yasal ve düzenlenmiş bir uygulamadır. Evde eğitim yapanların sayısı artmaktadır.
Almanya ve İsveç: Evde eğitim, birkaç istisna dışında sıkı şekilde yasaklanmıştır.
Hindistan ve Güney Afrika: Evde eğitim giderek yaygınlaşıyor, ancak geniş çapta desteklenmiyor veya düzenlenmiyor.
Evde eğitim gören kişilerin yorumları şöyle:
Olumlu Geri Bildirimler:
Öğrenme hızına ve tarzına göre özelleştirilebilir.
Kişisel ilgi alanlarına ve yeteneklere daha fazla odaklanılır.
Zorbalık veya katı okul sistemlerinden kaynaklanan stres azalır.
Zorluklar:
Bazı durumlarda yalnızlık hissi.
Spor veya büyük sosyal etkinlikler gibi okul aktivitelerini kaçırma.
Ebeveynler genellikle bu zorlukları, diğer evde eğitim alanlarla yapılan grup etkinlikleri veya sosyal aktivitelerle gideriyor.
Evde eğitim alan çocukların sosyal gelişimi sıkça tartışılan bir konu, ancak araştırmalar ve anekdotlar şu sonuçları gösteriyor:
İyi Gelişmiş Beceriler: Evde eğitim alan çocuklar, iş birliği grupları, spor, topluluk etkinlikleri ve gönüllü çalışmalar yoluyla farklı yaş gruplarıyla etkileşime girer.
Potansiyel Eksiklikler: Sosyal aktivitelere yeterince dahil olmazlarsa, bazı çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurmada zorluk yaşayabilir.
Evde eğitim almış öğrenciler, yetişkinlik dönemine başarılı bir şekilde geçiş yapabilir; kariyer, yüksek öğrenim ve girişimcilik alanlarında kendilerini gösterebilir:
Üniversite Kabulü: Evde eğitim alan öğrenciler, akademik kriterleri karşıladıkları sürece (örneğin portfolyo veya standart sınav puanlarıyla) Harvard, Stanford gibi prestijli üniversitelere kabul edilirler.
Kariyer: Evde eğitim, bağımsızlık ve yaratıcılığı teşvik ederek girişimcilik veya geleneksel olmayan kariyer yollarında avantaj sağlar.
Sosyal Entegrasyon: Araştırmalar, evde eğitim alan yetişkinlerin kamuya daha aktif katıldığını, yüksek öğrenimi kamu okulu mezunlarıyla benzer oranlarda tamamladığını ve hayat memnuniyetinin yüksek olduğunu göstermektedir.
🎬Bir Film: Kaptan Fantastic
Amerika’da ormanın derinliklerinde yaşayan bir aile. Alternatif bir eğitim olarak Homeschooling (evde eğitim) i sunan- ama bu düşünceyi satan değil- tatlı bir film bu. Yıllar oldu izleyeli o zaman da çok sevmiştim. Sevdiğim şey homeschooling değil de film bu arada, onun altını çizeyim.
Annelerinin ölümünden sonra cenaze için kente giden yani medeniyetle tanışan çocukları görüyoruz. Kuzenlerinin evinde misafir oldukları gece İnsan Hakları Bildirgesi’ni ezberinden okuması istenen kuzen mırın kırın ettikten sonra bizim ormanda yaşayan ve eğitimlerini ebeveynlerinden alan çocuklardan biri bildirgenin ne olduğuna dair gözleri hayretle açıran bir konuşma yapıyor.
Gerçek dünya ile bağlantıları neredeyse yok denecek kadar az olan çocuklar Nike marka ayakkabının Yunan mitolojisindeki tanrıça olduğunu düşünüp, bir kültür endüstrisine dönüşen Christmas yerine dilbilimci Noam Chomsky’nin doğum gününü kutluyorlar.
Çocukların dedeleri baba karakteri ile tartışıp onları gerçek hayattan uzak tuttuğu için suçluyor ve çocuklar da bu hayatı gördükten sonra babalarını sorgulamaya başlıyor. Filmin sonunda onları başka bir yerde, ormanda değil ama kentte de değil sanki arada bir yerde -bir uzlaşmaya varılmış gibi- yaşadıklarını ve babanın okul servisinden bahsettiğini görüyoruz. Yoruma açık bırakılmış, kim nasıl yorumlarsa. Bana sanki çocukların “gerçek hayata” entegre edilmesi gerektiği bir sonuca varılmış gibi geldi.
🎬Bir Film: Pleasantville (Yaşamın Renkleri)
1998’de Garry Ross’un yönetmenliğinde çekilen film; lise çağlarında iki kardeş olan Jennifer ve David’in televizyon kumandasını çekiştirirlerken kendilerini aniden 1950’lerde mutlu ve sakin bir kasabayı anlatan siyah beyaz dizi-filmin içinde bulmalarını anlatıyor.
Başlangıçta korku ve endişe içinde olan kardeşler sonraları rollerini oynamaya devam edip buradan kurtulmayı ümit ederler. Ne var ki kasabada bir tuhaflık var. Her şeyin siyah beyaz olduğu Pleasantville, sınırları önceden çizilmiş, repliklerin sabit olduğu ve ötesine asla geçilmediği, yeniliğin bilinmediği, farklı şeylerin hayal edilmediği bir dünya.
Kasabalı her sabah uyanır, sırayla yapması gereken işleri yapar ve uyur. Bu rutin her gün böylece devam eder. Kurmaca içinde kurmaca ile aslında bizlerin de hayatını sorgulatan film, toplumca inşa edilen sistemin ne kadar parçası olduğumuzu ve bunu ne kadar aşabildiğimizi sorguluyor.
Sorgulanmadığında her şeyin gayet düzgün, akışında ilerlediği Pleasantville…
Yağmurun yağmadığı, yangının çıkmadığı, tüm topların fileye girip basket olduğu bu siyah-beyaz kasabada aşk, sevgi, öfke, tuvalet, hastalık, cinsellik vb. de yoktur. Ayrıca kütüphanedeki kitapların da içi boştur. Truman Show’u hatırlatan filmde, farklı olarak insanlar nasıl bir dünya içinde yaşadıklarının bilincinde değildir. İşte bu körlüğe son verecek olan bir şey var. O da sanat ve duyguların yeniden keşfi!
Önceden belirlenmiş kurallara uyan kişilerin oluşturduğu kasabada her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi! Belki böylesi bir dünya distopik gelebilir ancak bizim de hayatlarımız bundan ne kadar farklı ki? Renklerimizi kaybetmiş, siyah beyaz kişiler gibiyken, benim de kendi adıma yapabildiğim şey sanat ile nefes almak oluyor.
Filme dönelim, Aşıklar Tepesi’nde, rollerinde sadece el ele tutuşmak yazılı olan gençler ilk defa Marie Sue ve Skip’in beraber gittikleri akşam birlikte olurlar. Yaşadığı deneyimden dolayı erkek karakter bir gülü ilk defa siyah-beyaz değil gerçek rengiyle, kırmızı olarak görür. Ertesi gün diğer erkekler -onlar da sevdikleri kızlarla birlikte olmuştur- basketbol antrenmanında potaya attıkları topları isabet ettiremez.
Buna şahit olan başkarakter David, kardeşini Pleasantville evrenini mahvetmekle suçlar. Jennifer ise belki de mahvedilmesi gerektiğini savunur ve bir kızın şişirdiği sakızın pembeleştiğini David’e gösterir. Aileleri de Aşıklar Tepesi’nde vakit geçiren çocuklarını dilleri, kıyafetleri orijinal rengine döndüğü, siyah-beyaz olmadığı için doktora götürürler. Tabi bu değişim bir toplum için beklenmeyen şeylerdir ve iktidar bununla ilgili hastalık söylemini yaratmıştır bile!
Ancak filmin sonunda nihayet bütün kasaba her biri resim ve müziği, kitapların dünyasını, içlerindeki bir duyguyu tadarak renklenir ve bu yönüyle film distopik gömleğini çıkarır.
Film, her gün aynı monotonlukta kendimizi kaybettiğimiz hayatımıza atıf yapıyor. Yasak elmaya ulaşmanın verdiği tada, aşkın bizi güzelleştirdiğine, sanatın hayatımıza renk kattığına, kitapların bize görme biçimleri kazandırdığına, müziğin zevkine, hangi yaşta olursak olalım tüm bunların gerçekleşebileceğine vurgu yapıyor.
Bu haftalık bu kadar!
Haftaya görüşmek ve yeniden düş görebilmek dileğiyle..
Sevgiler..
Kaynakça
Erez, Emek (2018) “Düşleri Yiyen Bir Sirk: Dünya”. Gazete Duvar. 18 Ekim. 2018.
https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2018/10/18/dusleri-yiyen-bir-sirk-dunya/
Osman, Memed (2018) Düş Yiyiciler Sirki. Ve Yayınevi. İstanbul.
Daha önce Mavi Yeşil’de bu yazıda geçen iki eser üzerine bir yazı yazmıştım. Bu makale o yazının genişletilmiş ve gözden geçirilmiş ve bambaşka hale getirilmiş halidir.
Bu ifade MEB’te çalışan bir öğretmene aitmiş ama tam isim olarak bilen varsa yorumlara yazabilir, ben de eklerim.






Sözü geçen kitapları okudum ve filmleri izledim. Çok başarılı bir değerlendirme yazısı olmuş Betül, teşekkürler.
Çocuklarım henüz küçükken okulsuz eğitim üzerine çok kafa yordum ve epey okudum. O dönem de şimdi olduğu gibi Türkiye'de yasaktı ama yapanlar vardı. Genelde hemen her ülkede çıkış noktası okul eğitimi eleştirisinden ziyade dini sebepler. Bir kısım da coğrafi ve sağlık gibi istisnai nedenlere dayanıyor. Ancak yasal olan bahsettiğin ülkelerde okulsuz çocuklar için çok ciddi organizasyonlar var. Özellikle kiliseler ve yerel sosyal tesisler, kütüphaneler etkin. Bu nedenle uygulanabilirliği yaygın ve kolay bence.
Ben de okulsuz eğitimin olanakları ile beraber yaygınlaşması ve kişiselleştirilmiş, daha özgür bir gelişim alanı yaratılabilmesi taraftarıyım.
Dammy sanırım :) Çizimler arasındaki farkı görünce "bu konu yazılmalı" diye geçirmiştim aklımdan, yazılmışı varmış😊 Eğitim sisteminin çocukları böyle köreltmesi ne kadar da üzücü değil mi?